Çankaya Belediyesinden bir işçi
Genel-İş Ankara 1 No’lu Şube kongresi için delege seçimleri geçtiğimiz hafta tamamlandı. Şube yönetiminin baskın bir seçim kararıyla 20 Temmuz’a aldığı delege seçimlerinde, güçlü bir muhalefetin çıkması engellenmek istendi. Ayrıca Çankaya Belediyesi dışındaki iş yerlerinden oy kullanacak üyelerin listesinin askıya çıkmadan önce diğer adaylara verilmemesi ve bazı iş yerlerinin seçimlerde bölünmesi gibi seçim oyunları planlandı. Ancak baskın seçim kararı, seçim oyunları ve işveren eliyle yapılan baskılar, seçimi mevcut yönetimin kazanmasına yetmedi. Şube yönetimine karşı çıkan 5 adaydan 4’ü kısa sürede birleşti. Kavgaların dahi yaşandığı seçimlerde mevcut yönetim 67 delege çıkarırken, 4 adayın birleştiği liste 143 delege çıkardı. Şimdi sırada 29 Ağustos’ta yapılacak şube kongresi var.
Önceki şube seçiminde tecrübe ettiğimiz bazı olaylar vardı. Mevcut şubeyi desteklemeyen işçi sayısının yüzde 60-70 oranına çıkmasına rağmen yönetimin 4-0, yani 200 delegeyi birden aldığını görmüştük. O zamanki hatamızdan çıkardığımız dersle, her ne koşulda olursa olsun birleşilmesi gerektiğini savunduk. 5 aday çıkmasına rağmen 4 aday işçilerin de talebiyle birleşti. İş yerlerinde bugüne kadarki seçimlerde şube başkanı adayı belli olmadan seçimin alınamayacağı, birden fazla kafadan ses çıkarsa birlikteliğin sağlanamayacağı bütün adaylar tarafından savunuluyordu. Bu bürokratik sendikacılığı savunanların aslında kendi başkanlığını garantiye almak için kullandığı bir yöntemdi. Oysa bu başkan adayı değil, delege seçimiydi. Çankaya’da kazanılan seçim bu tezin boşa düşmesini sağladı. Sendikal anlayış üzerinden birleşildiğinde birlik olduktan sonra ve şube başkanının sonradan seçim sonuçlarına göre belirlenebileceği görülmüş oldu. Tek lider olmadan da bir şeylerin değişebileceğini gördük.
Sendikal demokrasi için doğrudan seçim
Tabii işçilerin önündeki asıl engellerden biri de seçimlerin delege usulü yapılmasıydı. Çünkü 15 kişilik yönetimi bugün Çankaya’da 4 bin işçi doğrudan seçebilecekken, bu 200 delegeye bırakılıyor. Oysa bugün ülkede milyonlarla seçim yapılabiliyorsa, 4 bin kişiyle sendika yönetimi seçmek bugünün şartlarında çok kolaydır. Bu konuda bir tüzük değişikliğinin yapılması sendikal demokrasiyi güçlendirecektir.
İşçilerin onayını alan bir şube yönetimi istiyoruz
Bundan sonra ise önümüzde iki önemli iş duruyor. Birincisi kapsayıcı bir şube yönetiminin kurulması ve işçiler arasındaki rekabetin ortadan kaldırılması. İşçiler olarak yüksek bir oy oranıyla bu yönetimi istemediğimizi gösterdik. Ancak sınıfı sendikacılığı yapılması için, tüm Çankaya işçilerini birleştiren ve taleplerimizi en iyi şekilde savunacak bir şube yönetimini bu kongrede kurmalıyız. Çünkü mevcut yönetimin yerine başka kişilerin gelmesini değil, taleplerimizi savunacak ve bizim irademizi çiğnemeyecek bir şube yönetimi istiyoruz. Her zaman işçilerin onayını alan, onların taleplerinin temsilcisi olan bir şube yönetimi anlayışı olması gerekiyor. İş yerlerinde özgürce konuşabilme ortamını sağlayacak, toplu sözleşmelerde iş yerlerindeki talepleri savunacak, genel merkez ne derse desin işçilerin onayı olmadan adım atmayacak bir şube yönetimi istiyoruz. Böyle bir yönetim, seçim döneminde ortaya çıkan rekabet ve ayrışmalara da son verir.
‘Birlik olmalı, iş yeri komitelerini kurmalıyız’
İkincisi, önümüzdeki toplu sözleşmeye şimdiden hazırlanmamız gerekiyor. Şube yönetimi nasıl oluşursa oluşsun, ekmeğimize hep birlikte sahip çıkacak şekilde birlik olmalıyız. Tüm işçilerin katılımıyla toplu sözleşme taleplerimizi hep birlikte oluşturmalı, hangi talepler için ne kadar savaşacağımızı belirleyerek iş yeri komitelerini kurmalıyız. Böyle birlik olursak, şube yönetimi hem arkasında bizim gücümüzle toplu sözleşme masasına oturur hem de kabul etmediğimiz bir anlaşmaya ortak olmaz.