DEM Parti İmralı Heyeti üyesi ve Şanlıurfa Milletvekili Mithat Sancar, Diyarbakır'da katıldığı "Türkiye'de Toplumsal Barış Süreçleri ve Dünya Örnekleri" konferansında, sürece ilişkin yasal düzenlemelerin gecikmemesi gerektiğini belirterek, çerçeve yasanın bu yasama dönemi sona ermeden TBMM'de kabul edilmesi çağrısında bulundu.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi ve Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu tarafından düzenlenen konferansta konuşan Sancar, sürecin adlandırılmasına ilişkin tartışmalara da değindi.
Süreci "barış ve demokratik toplum süreci" olarak tanımladıklarını belirten Sancar, "Koyduğumuz isim, yaptığımız işin niteliğini de etkiler. Süreci sadece güvenlik eksenli bir yaklaşımla tanımlamak toplumda kaygı ve güvensizlik yaratabiliyor" dedi.
"SİLAH BIRAKMA SÜRECİN BAŞINA YERLEŞTİRİLDİ"
Sancar, mevcut sürecin diğer örneklerden farklı olarak silah bırakma aşamasının en başa alınmasıyla ayrıştığını ifade etti.
"Silah bırakılınca çatışmayı doğuran sorunlar nasıl çözülecek sorusu haklı olarak soruluyor" diyen Sancar, bundan sonraki aşamanın çatışmadan hukuka ve demokratik siyasete geçiş olduğunu söyledi.
Sancar, "Çatışma sonlandırılacak ama hangi yöntemlerle? Peki çatışmayı bitirdikten sonra çözüme giden yollar nasıl açılacak? Şimdi bu sorularla asıl yüz yüzeyiz. Ama belki de bütün bunları daha kapsamlı tartışabilmemiz için bir politik kavşağa gelmiş bulunuyoruz. O da şiddetten siyasete, çatışmadan hukuka geçişin gerçekleşmesi” ifadelerini kullandı.
“YASA ÖNCELİKLE SİLAHSIZLANMAYA VE ENTEGRASYONA İLİŞKİN OLACAK”
Sancar, süreçteki yasal düzenleme tartışmalarına ilişkin de “Çıkarılması beklenen yasa öncelikle silahsızlanmaya ve entegrasyona ilişkin olacak. Bu artık zaten büyük ölçüde açıklığa kavuşmuş durumda. Meclis raporunda da öncelik buna veriliyor. Beklediğimiz yasa gerçek anlamda bir silahsızlanmayı sağlayacak nitelikte olacak. Yani kapsayıcı, bütünlüklü bir nitelik taşımalı” dedi.
Silah bırakanların siyasete katılmalarını sağlayacak imkanların yasada yer alması gerektiğini söyleyen Sancar, şöyle devam etti:
“Orada bir siyasi hedefleri var, bir siyasi programları var. Gelişmiş bir siyasi örgütlenmeleri de var. Dolayısıyla silahı bıraktığında siyasi hedeflerini, programlarını da bir kenara bırakacaklarını düşünmek işin doğasına aykırı. O halde burada bir yönelim değişikliği söz konusudur. Bundan sonra siyasi hedeflerine, siyasi amaçlarına demokratik siyaset yoluyla ulaşmak için silah bırakmaları gerekir. Bu nedenle kendilerinin demokratik siyasette özgür ve serbest bir şekilde faaliyet yürütmelerinin imkanları ve temelleri mutlaka bu silahsızlanma ile ilgili yasal düzenlemelerin bir ayrılmaz parçası olmalıdır.”
“BU FIRSATI HEBA EDENİN VEBALİ AĞIR OLUR”
Sürecin geciktiği tartışmalarına ilişkin de konuşan Sancar, gecikmenin riskli olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“Formül çok karmaşık değil. Bu tür süreçlerde karmaşıklığı arttırmak da bazen yürümeyi zorlaştırabilir. Olabildiğince uygulanması gereken, uygulanabilir ve sürecin mantığına uygun formüller belirli. O nedenle barış üçgeni dediğimiz şey aynı zamanda barış hukukunun, büyük barış dediğimiz kavramın zemini, temeli niteliğindedir. Şimdi bir iki şey daha söyleyeceğim. Gecikmenin risklerini dile getiriyor çeşitli çevreler. Ağır işleyişin yaratabileceği sorunlar da konuşuluyor. Neden? Çünkü bu sürecin başlangıcında jeopolitik yeni gelişmelerin önemli bir rolü olduğunu herkes teslim ediyor. Orta Doğu'da bu gelişmelerin sürekli değişebileceği, konumların, rollerin, ittifakların farklılaşabileceği bir ortam var. Türkiye'de Kürt sorununu çözmeye yönelen bir barış süreci hem Kürtler için hem Türkler için hem bölgedeki bütün halklar için çok önemli bir fırsat, imkan ve şanstır. Belki de tarihin bu döneminde yakalanmış en değerli fırsattır. Bu fırsatı heba edenin vebali de çok ağır olur.”
“BU YASAMA DÖNEMİ BİTMEDEN MECLİS'TEN GEÇMELİDİR”
Sancar, çerçeve yasanın bu yasama dönemi bitmeden Meclis’ten geçirilmesi gerektiğini kaydederek, “Çok zor olduğunu biliyoruz. Hiçbir şeyin yüzde yüz güvencesi olmadığını da bilecek tecrübelere sahibiz. Ama umutsuzluğa lüksümüzün olmadığını da söyleme sorumluluğunun altındayız. Onu da mutlaka dikkate alacağınızı düşünüyorum. Mesajımız bütün Türkiye'ye, cesaret umutsuzluğun yokluğu ya da karşıtı değildir. Önümüzdeki, pazartesiyle başlayacak hafta artık yasa tartışmalarının bu boşlukta ve spekülasyon düzeyinde yürümesinin sona erdiği bir evre olacaktır. Yani yasa meselesi, hukuk meselesi somut olarak önümüze gelmeli ve hızla bu yasama dönemi bitmeden Meclis'ten geçmelidir. Eğer burada yine bir gecikme ya da bir uzama olursa iki risk, biri jeopolitik riskler, jeostratejik; diğeri de psikolojik, politik psikoloji. İnanç düşüyor, güven düşüyor. Özellikle burada Diyarbakır'da, başka şehirlerde karşılaştığımız önemli duygulardan biri bu. Bu gecikme uzadıkça riskler artıyor. Bu da çok önemli elbette. Ama inanç ve güven azalıyor” şeklinde konuştu.