ABD’li yazar Reginald Rose tarafından kaleme alınan tiyatro tarihinin klasikleşmiş metni “12 Öfkeli”, 4 Haziran akşamı Ankara Devlet Tiyatrosu sahnesindeydi. M. Akif Yeşilkaya’nın yönetmenliğini üstlendiği oyun, babasını bıçaklayarak öldürmekle suçlanan ve idamla yargılanan bir gencin davasında karar vermek üzere toplanan 12 jüri üyesinin tartışmalarını konu alıyor. Mahkeme sürecinin ardından bir odaya kapanan jüri üyelerinin, kanıtları serinkanlılıkla değerlendirmek yerine kendi kişisel zaafları, sınıfsal önyargıları ve geçmiş travmaları üzerinden nasıl karar aldıkları sade bir dille izleyiciye aktarılıyor.

TARİH KARARLI ÖNCÜLERİN ESERİDİR
Oyunda, 11 jüri üyesi çok fazla düşünmeden ve hızla gencin “suçlu” olduğuna kanaat getirip dosyayı kapatmak istiyor. Sadece bir jüri üyesi, şüphe duyarak ve düşünme eylemini yerine getirerek çoğunluğa karşı duruyor. Bu durum, tarihi değiştirenlerin aslında kararlı azınlıklar olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Olay örgüsünde jürinin gerçeği algılama biçimini, somut delillerden ziyade kişisel yargıların belirlediği açıkça görülüyor. Sanık gencin doğup büyüdüğü yoksul mahalle, önceki suç kayıtları, cebindeki sustalı bıçak ve psikiyatri raporu, çoğunluğun gözünde onu peşinen katil yapmaya yetiyor.
İnsanların gerçeği gördükleri gibi değil, düşündükleri ve inanmak istedikleri gibi anlamlandırdığı gerçeği, jüri üyelerinin tavırlarında netleşiyor. Örneğin, bir jüri üyesinin sanığın ait olduğu toplumsal kesimi hedef alarak onların suça meyilli, cahil ve kural tanımaz olduklarını savunan ayrımcı tutumu bu önyargının en belirgin örneklerinden biri. Aynı şekilde, kendi oğluyla yaşadığı derin hayal kırıklığının faturasını sanık gence keserek şahsi bir intikam peşinde koşan başka bir jüri üyesi, adalet arayışının ne kadar duygusal ve taraflı olabildiğini gösteriyor. Karşı apartmandaki yaşlı kadının veya alt kattaki yaşlı adamın ifadelerinin de aslında yüzde yüz gerçeği yansıtmadığı, görmek istedikleri veya kendilerini önemli hissetmek için anlattıkları birer kurguya dönüştüğü adım adım ortaya çıkıyor.

HİTLER DE SEÇİMLE GELDİ
Oyunun temel meselesi, çoğunluğun her zaman doğru karar veremediği ve kitlelerin kolayca galeyana gelebildiği gerçeğinde saklı. Tarih, kalabalıkların her zaman hakikati temsil etmediğinin kanıtlarıyla dolu. Adolf Hitler’in Almanya’da seçimle, yani çoğunluğun onayıyla iktidara gelmesi ve dünyayı bir felakete sürüklemesi, çoğunluk kararının mutlak doğru olmadığının en bilinen siyasi örneği.
Bugün de benzer bir kitle psikolojisini siyasette ve toplumsal tartışmalarda görmek mümkün. Türkiye’de son dönemde yürütülen “mutlak butlan” tartışmalarında, ortada rüşvet alındığına dair somut itiraflar dururken, kalabalıkların CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelttiği sert tepkiler buna bir örnek teşkil ediyor. Toplumsal tartışmalarda makul şüpheyi ve itirazları dillendiren seslerin hızla bastırılması, jüri odasındaki tahammülsüz atmosferin bugünkü yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Bu bağlamda değerlendirildiğinde “12 Öfkeli” aslında kitlelerin yanlış bilinçle hareket edebileceğini gösteriyor.

DEKORDAKİ GÖRSEL ENGELLER
Oyunun sahne tasarımında yer alan ve seyircinin oyuncuları görmesini zorlaştıran yüksek platformlu masanın yanı sıra, interaktif oylama sonucunun ekrana yansıtılmasına rağmen salondan net bir şekilde görülememesi, dekorla ilgili ufak bir eksiklik olarak göze çarpıyor.