Para Politikası Kurulu’nun vereceği her karar, bir kesimi memnun ederken diğerini rahatsız edecek. İşte bu nedenle 23 Temmuz toplantısı yalnızca para politikası açısından değil, ekonomi programının geleceği açısından da bir dönüm noktası niteliğinde.
Merkez Bankası’nın işi hiç kolay değil. Faizi indirirse, TL üzerindeki baskı artabilir. Kur hareketlenebilir. Enflasyon beklentileri yeniden bozulabilir. Şu ana kadar iyi giden rezerv birikimi zorlaşabilir. İndirmezse, sanayi üzerindeki finansman baskısı büyüyecek. İhracatçının rekabet gücü daha fazla aşınacak. Yatırımlar yavaşlayacak. Büyüme üzerinde aşağı yönlü riskler artacak.
Ekonomi yönetiminin temel önceliği enflasyonu kalıcı biçimde aşağı çekmek olsa da reel sektörün giderek yükselen itirazlarını daha fazla görmezden gelmek de kolay görünmüyor. 23 Temmuz’da açıklanacak karar bu yüzden yalnızca bir faiz kararı olmayacak.

23 Temmuz’da toplanacak Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, belki de son yılların en kritik kararlarından birini verecek. Çünkü masadaki soru yalnızca “faiz indirilsin mi?” değil. Asıl soru, hangi riskin göze alınacağı.
Bir tarafta enflasyon hedeflerinden sapmış bir Merkez Bankası var. Diğer tarafta ise yüksek faiz, pahalı finansman ve değerli TL nedeniyle alarm veren sanayici ve ihracatçılar...
Kurul’un vereceği her karar, bir kesimi memnun ederken diğerini rahatsız edecek. İşte bu nedenle 23 Temmuz toplantısı yalnızca para politikası açısından değil, ekonomi programının geleceği açısından da bir dönüm noktası niteliğinde.
Merkez Bankası ocak ayında politika faizini 100 baz puan indirerek yüzde 37’ye çekmişti. Ancak Ortadoğu’daki jeopolitik gelişmelerin ardından mart, nisan ve haziran toplantılarında frene bastı. Piyasayı ise yüzde 40 gecelik borç verme faizinden fonlayarak faiz artırmadan piyasada hissede sıkılığı fiilen artırdı.
Faiz indirim beklentisi güçleniyor
Şimdi beklenti yeniden gevşeme yönünde oluşmaya başladı.
ABD’li yatırım bankası JP Morgan, petrol fiyatlarındaki düşüş ve TCMB’den gelen mesajlar sonrası yıl sonu politika faizi beklentisini yüzde 37’den yüzde 35’e çekti. Banka, Merkez Bankası’nın repo ihalelerine yeniden başlayarak efektif fonlama faizini yüzde 40’tan yüzde 37’ye indireceğini, ardından eylül ve ekim toplantılarında da faiz indirimlerinin gelebileceğini öngörüyor. Yani JP Morgan’a göre bu kritik toplantıda TCMB pas geçecek ama sonraki toplantılarda faiz indirecek.
Piyasayı yüzde 40’lık gecelik imkan ile fonlamak yerine repo ihaleleri ile fonlamaya başlaması bir efektif faiz indirimi duygusu yaşatacak.
Ancak herkes aynı fikirde değil.
Piyasalar ikiye bölündü
Commerzbank Research analisti Tatha Ghose ise çok daha temkinli. Ghose’a göre Başkan Fatih Karahan gevşemeye kapıyı aralasa da mevcut enflasyon görünümü bunu desteklemiyor. Ghose’un raporundaki özellikle “Repo fonlamasına dönüş efektif faizi düşürecek ancak bu durum Türk lirasında oynaklığı artırabilir ve sert değer kaybı riski oluşturabilir” uyarısı dikkat çekiyor:
Dezenflasyon beklenenden yavaş
Gerçekten de Merkez Bankası’nın önündeki en büyük sorun da burada başlıyor. Çünkü enflasyonda düşüş var ama istenilen hızda değil. Üç yıl önce OVP’de 2026 sonu için yüzde 8,5 enflasyon hedefi konmuştu. Bugün gelinen noktada hedef önce yüzde 16’ya, ardından yüzde 24’e revize edildi. Son tahmin ise yüzde 26. Ancak mayıs verileri bile bu patikanın oldukça zor olduğunu gösteriyor.
Çekirdek enflasyon hala yüzde 2,92 seviyesinde. Üretici fiyatları güçlü seyrediyor. Fiyatlama davranışlarında katılık devam ediyor. Yani Merkez Bankası’nın kendi tahminleri bile ciddi şekilde test ediliyor.
Buna rağmen ekonomi yönetimi programdan vazgeçmiş değil.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, dezenflasyonun temel dayanağının “sıkı para politikası, destekleyici maliye politikası ve arz yönlü reformlar” olduğunu vurguluyor. Piyasalar Şimşek’ten “Enflasyonun düşmeye devam etmesini bekliyoruz, ancak daha yavaş bir hızda” mesajını aldı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da benzer bir çizgide konuştu “Enflasyon ilk 6 ayda programda beklenenden yüksek. Ancak esas olan programdır, önemli olan istikamettir. Enflasyonla mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceğiz” mesajını verdi.
Erken bir faiz indirimi, bugüne kadar verilen sıkılaşma mesajlarını zayıflatabilecek bir adım olarak görülebilir.
Reel sektörden alarm zilleri
Fakat madalyonun diğer yüzünde reel sektör bulunuyor. Sanayiciler artık yüksek sesle “dayanacak gücümüz kalmadı” diyor.
Geçen hafta konuşan İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’ın sözleri bunun en net özetiydi. “Üretime devam eden, istihdam yaratan sanayi kuruluşlarımız yüksek finansman maliyetleri, krediye erişim güçlükleri ve artan mali yükler karşısında adeta nefes almakta zorlanıyor,” diyordu Erdal bahçıvan.
Bahçıvan ayrıca “acil finansman konusunda gerekli adımların vakit kaybedilmeksizin atılmasını talep ediyoruz” diyerek Merkez Bankası üzerindeki baskıyı açık biçimde dile getirdi.
Benzer tablo ihracat cephesinde de var.
Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe, 410 milyar dolarlık ihracat hedefi koyduklarını ancak mevcut kur politikasıyla bunun zorlaştığını söylüyor, “Rakiplerimize göre pahalıyız. Rekabetçiliğimizi geri kazandıracak acil ekonomik kararlara ihtiyacımız var,” diyor.
Aslında ihracatçının mesajı oldukça açık. Yüksek faiz TL’yi güçlü tutuyor. Güçlü TL ise ihracatçının fiyat avantajını eritiyor. Sanayici ise hem pahalı krediye hem de finansmana erişim sıkıntısına dikkat çekiyor.
Yine geçen hafta bir sohbet toplantısında konuşan MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir ise farklı bir pencere açtı. “Para politikası yapması gerektiğini yaptı. Artık paradigma değişikliği lazım. Ancak sıkı para politikasından sadece faiz indirerek çıkmak bizi daha derin çatlaklara itebilir” dedi.
Bence çok önemli bir noktaya dikkat çekti MÜSİAD Başkanı. Yani yalnızca faiz indiriminin çözüm olmayacağı, üretim modelinin de dönüşmesi gerektiğini vurguladı.
İndirmenin de indirmemenin de maliyeti var
Anlayacağınız Merkez Bankası’nın işi hiç kolay değil.
Faizi indirirse, TL üzerindeki baskı artabilir. Kur hareketlenebilir. Enflasyon beklentileri yeniden bozulabilir. Şu ana kadar iyi giden rezerv birikimi zorlaşabilir.
İndirmezse, sanayi üzerindeki finansman baskısı büyüyecek. İhracatçının rekabet gücü daha fazla aşınacak. Yatırımlar yavaşlayacak. Büyüme üzerinde aşağı yönlü riskler artacak. Üstelik hükümetin 2026 büyüme hedefleri açısından da daha zorlu bir tablo ortaya çıkabilecek.
Kısacası Merkez Bankası iki kötü seçenek arasında zor bir tercih yapmak zorunda. Bir tarafta fiyat istikrarı, diğer tarafta üretim ve büyüme...
Ekonomi yönetiminin temel önceliği enflasyonu kalıcı biçimde aşağı çekmek olsa da reel sektörün giderek yükselen itirazlarını daha fazla görmezden gelmek de kolay görünmüyor. 23 Temmuz’da açıklanacak karar bu yüzden yalnızca bir faiz kararı olmayacak.
Aynı zamanda Merkez Bankası’nın hangi riski daha büyük gördüğünün de ilanı olacak. Çünkü bugün gelinen noktada faiz indiriminin de sabit bırakmanın da ciddi bir maliyeti var. Kurulun vereceği karar, bundan sonraki aylarda sadece piyasaların değil, Türkiye ekonomisinin yönünü de belirleyecek.
Son kararı kanun vermeli
Bana sorarsanız bu sorunun cevabı bellidir.
TCMB’nin Merkez Bankası Kanunu ile düzenlenen görev ve sorumlulukları, 5 temel alana ayrılmaktadır: Bunlardan ilki fiyat istikrarının sağlamasıdır. Üstelik bu temel amaçtır. Fiyat istikrarı ile ekonomik kararlarda dikkate almayı gerektirmeyecek ölçüde düşük bir enflasyon oranı kastedilmektedir.
Ve Merkez Bankası, bu amaç doğrultusunda uygulayacağı para politikasını ve kullanacağı araçları doğrudan kendisi belirler, bir başka deyişle araç bağımsızlığına sahiptir.