Meltem KERRAR
[email protected]
Resim, heykel, seramik, cam, tekstil, enstalasyon ve karma teknik üretimleri kullanan farklı disiplin ve jenerasyonlardan sanatçıları bir araya getiren” Rastlaşmalar Vol. 2, The Art of Frugal Hedonism” sergisi, çağdaş sanatın malzeme, emek, hafıza ve dönüşümle kurduğu ilişkiyi temel alıyor. Haz ile ölçülülük, gündelik olan ile estetik deneyim, tüketim ile yeniden kullanım arasındaki gerilim, serginin düşünsel zeminini oluşturmuş. Sergide atık cam, geri dönüştürülmüş metal, doku, taş, boya ve zanaat temelli üretimler; kırılganlık, kimlik, beden, doğa, kent, bellek ve dönüşüm gibi kavramlarla birlikte düşünülüyor. Bu anlamda izleyiciyi yalnızca yapıtların karşısında durmaya değil, malzemelerin taşıdığı izler, yüzeyler ve hikayeler arasında kendi karşılaşmasını kurmaya davet ediliyor. Serginin küratörü Esmer Erdem ile konuştuk.
Rastlaşmalar sergi serisi hangi yönelim ve ihtiyaçlarla doğdu?
“Rastlaşmalar” bir felsefeden doğdu. Bazı insanlarla karşılaşırsınız, bazılarıyla ise gerçekten rastlaşırsınız. “Sanat bir ihtiyaçtır ve gerekliliktir” mottosunu da yerleştirmek amacı ile özellikle kamusal alanda başlattı ve biraz birbiri içinden doğdu diyebilirim. Eserleri steril galeri beyazlığından çıkarıp 42 Maslak’ın koridorlarına ve gündelik dolaşım alanlarına taşırken de, izleyicinin yapıtla kurduğu hiyerarşiyi kırmayı hedefledik. 42 Maslak Art Platform aslında yeni bir oluşum. Burada sanatsal disiplinlere açık bir alan açtık. Sergi, genç ve dinamik işlere, farklı üretim tekniklerine, Türkiye’nin farklı okullarındaki hocaların üretimlerine ve de bir buluşmaya sahne olacağı için “Rastlaşma” dedik. 45 sanatçının işine yer verirken neredeyse bir minik sanat fuarı yaratmış olduk.

Yalın ve sade ilişkiler
Serginin teması “frugal hedonism” kavramını açar mısınız? Sizi bu başlığa yönelten sebepler neler oldu?
Frugal hedonizm, yoksunluk ya da geri çekilme halinden çok; fazlalıklardan arınmayı, gürültüden kopmayı ve daha seçici bir bakışa geçmeyi tanımlar. Az malzeme, az doku, az katmanla yeniden bakma halidir. Sanatsal eğilimler ve duygudaşlıklar da bir seçim içerir. Dokuma tek malzeme… İpek ve keçe yalın iki malzeme… Cam duru ve akışkan bir malzeme… Koku, doku ve ışığın birlikteliği duyusal hazzı getirir. Her eser, doğal olarak izleyicisiyle bir bağ kuruyor. Müzik dışında her sanat dalında, eserle izleyici arasında belli bir mesafe var ve bu ilişki de o mesafe üzerinden şekilleniyor. Rastlaşmalar Vol.2 de gösteriden uzak, sakin, doğal ve mutlu ilişkilerin kurulabileceği, tanımlı bir alan içinde de ‘haz’ alınabilecek ve uzun zaman ayırarak tat alınabilecek bir hikaye…
Farklı kuşak ve üretim pratiklerinden sanatçıları bir araya getirirken seçimlerinizi neler belirledi?
Yıllardır disiplinlerarası projeler üretiyorum. Çalıştığım projelerin tasarım ve üretim süreçlerinde her zaman farklı disiplinleri ve malzemeleri bir araya getiren çok katmanlı bir yaklaşımı benimsiyorum. Mücevher ve heykel aynı üretim yöntemlerinden beslenebilir. Bakır ile deri, Maun ahşabı ile pirinç ve bronz birbirini çok iyi tamamlayan malzemelerdir. Tekstilde kullanılan organik malzemeler ile baskı teknikleri de bir araya geldiğinde güçlü sonuçlar ortaya çıkar. Porselen hem zarif hem de heykelde görece az kullanılan bir malzeme. Form doğru kurulduğunda camla çok uyumlu bir birliktelik yakalayabiliyor. Dantel ise el emeğine dayanan bir zanaat; tasarımla buluştuğunda bambaşka bir boyut kazanıyor. Bu nedenle benim üretim pratiğimde tüm bu alanlar ve malzemeler birbirinden ayrı değil, aksine iç içe geçmiş durumda.
Sanatçıların işlerini ‘bütünleyenler’ neler sizin için?
İşleri bütünsel kılan sürdürülebilir malzeme kaynaklı olması ve birçok alanda rastlaşma, buluşma… Bu sergiden sonra gelecek işlerde, metal ve ipek, dokuma ile çelik bile bir araya gelebilir. Malzeme de kültürel hafızanın kodlarını kullanır ve benim yaptığım tüm işlerde zanaat öndedir.

Kamusal alanda bir araya gelmek
Maslak plazalar/beyaz yaka iş dünyası içinde yer alan galerinin kitlesi de çevresine paralel mi? İzleyici profili sergi içeriği/modelini nasıl etkiliyor sizce?
Serginin kamusal alanda gerçekleşmesi, klasik galeri formunun dışına taşması ve multidisipliner bir sergi olarak eserlerin birbirleriyle diyalog kurması bence çok değerli ve hoş bir deneyim oldu. Gelecekte sanat galerileri, yalnızca eser alan, sergileyen ve satan bir mekan olmaktan çıkacak. Koleksiyonerlerle iletişim kurarken aynı zamanda izleyiciyle hikayeler üzerinden bağ kuran, insanları bir araya gelmenin yarattığı duyguya da alan açan bir yapıya dönüşecek. Sergimizi gezen konuklarımız bu kadar yakınlarında, bir yemek arası sonrasında gezebilecekleri sanat alanından mutlu ve umutlu… İzleyenler ve o hazzı evinde veya ofisinde devam ettirmek isteyen de aslında bir haz satın alabiliyor.
Sergide yer alan sanatçılar
Adnan Doğan, Ahmet Öktem Arıç, Arif Çekderi, Aslı Aydemir, Aslı Jackson, Atilla Çakır, Bahadır Kurt, Bahadır Yıldız, Büşra Kölmük, Çağdaş Erçelik, Çağlar Uzun, Çetin Pireci, Deniz Çobankent, Deniz Pireci, Didem Öz, Elif Sözkesen, Eylül Deniz, Fırat Neziroğlu, Gökçe Er, Gül Bolulu, Hafize Melek Hidayetoğlu, İmdat Avcı, Kerim Kılıçarslan, Korkut Sönmez, Mark Erhan Geçim, Mert Çıkılmazkaya, Mehrnoush Esmailpour, Murat Tayfun Başaran, Murat Öz, Muzaffer Tuncer, Nur Akkayalı, Okan Ünal, Özge Biçer, Parisa Nami, Pemra Aksoy, Raşit Metehan Acehan, Refika Onur Mikar, Sanem Tufan, Selçuk Gürışık, Setenay Özbek, Sevim Arslan, Sinem Bezirci, Taha Baydar, Tansu Kırcı, Tina Varon, Yağmur Kevser Barutçu, Yücel Kale.