Ana içeriğe geç

Tablo tersine döndü: İran’ın sessiz zaferi! ‘Yeni bir nükleer seçenek’

Washington savaş boyunca zafer ilan etti. Trump yönetimi İran’ın askeri kapasitesinin zayıflatıldığını, Tahran’ın geri adım atmak zorunda kaldığını ve ABD’nin stratejik hedeflerine ulaştığını savundu. Fakat savaşın bilançosu incelendiğinde dikkat çekici bir paradoks ortaya çıkıyor: İran belki sahada yıprandı, ancak masadan elinde yeni ve son derece etkili bir kozla kalktı. İşte İran’ın sessiz zaferine dair çarpıcı detaylar…

Tablo tersine döndü: İran’ın sessiz zaferi! ‘Yeni bir nükleer seçenek’
Hürriyet
16

Donald Trump, çatışmalar boyunca ve sonrasında tek bir mesajı öne çıkardı: ABD hedeflerine ulaşmış, İran ağır darbe almış ve Washington istediği sonucu elde etmişti. Beyaz Saray’ın söyleminde savaşın kazananı konusunda açıkçası pek bir belirsizlik yoktu. Ancak savaşın dumanı dağılmaya başladıkça ve ateşkes ihtimalleri ortaya çıktıkça tablo, zafer hikâyesinden çok daha karmaşık bir gerçeğe işaret etmeye başladı.
Çünkü analistlere göre İran, savaşın şu aşamasına kadar sessiz fakat son derece önemli bir kazanım elde etti. Üstelik bu kazanım, yalnızca ABD ve İsrail’i değil, dünyanın en büyük ekonomilerini ve küresel enerji piyasalarını da yakından ilgilendiriyor.

Siyasi risk danışmanlığı şirketi Eurasia Group’un kıdemli analistlerinden Gregory Brew, CNN’e yaptığı açıklamada İran’ın gösterdiği askeri kapasitenin stratejik sonuçlarına dikkat çekerek, “İran, ABD ve İsrail’in yoğun bombardımanına rağmen Hürmüz Boğazı’nı kapatma ve kapalı tutma kapasitesine sahip olduğunu gösterdi. Bu artık Tahran’ın elinden alınamayacak yeni bir güç unsuru” değerlendirmesinde bulundu.
Brew’e göre bu durum İran için adeta yeni bir “nükleer seçenek” niteliği taşıyor. Bu durum Tahran’ın doğrudan nükleer silah geliştirmese bile küresel enerji akışını etkileyebilecek kapasitesi sayesinde önemli bir stratejik koz elde ettiğini düşünüyor.

-- Ancak bir sınır var: Tam ve sürekli kontrolün bedelini İran da öder. Kendi ihracatı aynı sudan geçer, Çin gelirine bağımlıdır. Boğazı sürekli kapatırsa Pekin’i ve Yeni Delhi’yi de karşısına alır. Bu yüzden kapasitenin sınırları ile niyeti ayırmak gerekir. Coğrafya sabit olduğu için potansiyel kaldıraç kalıcıdır. İran şimdi bu kozu kalıcı bir statüye çevirmeye çalışıyor. Asıl soru şu: Bu yeni statüyü kalıcı kılmayı başarabilecek mi? Bu da sahadaki güce ve müzakerenin sonucuna bağlı.

Hürmüz riski fiyatı kalıcı olarak zirvede tutmaz, ama kalıcı bir risk primi yaratır. Önce iki şeyi ayıralım. Birincisi ani sıçrama: Brent, 7 Nisan’da 138 dolara çıktı; Nisan ortalaması 117 dolar oldu. Bu, 2022’den beri en yüksek seviye. Mayıs ve Haziran’da ise 106 dolar bandında seyretti. İkincisi yapısal seviye: Arz yeniden akınca bu akut prim söner. EIA, boğaz açılınca fiyatın yıl sonuna doğru 89 dolara gerileyeceğini öngörüyor.

Ama bir Hürmüz primi artık kalıcıdır. Çünkü piyasa şunu öğrendi: Geçit istendiği an yeniden kapanabilir. Buna yüksek savaş sigortası ekleniyor, rota uzatma maliyeti ekleniyor. BAE’nin 1 Mayıs’ta OPEC’ten ayrılmasıyla daralan yedek kapasite de tabanı yukarı itiyor. Yani kalıcı olan zirve fiyat değil; daha yüksek bir taban ve daha fazla oynaklıktır.

Peki İran ne yapar? Akılcı strateji topyekûn kapatma değildir; ayarlı zorlamadır. Çünkü tam kapatma kendi ihracatını yok eder, Çin’i karşısına alır ve ezici bir askeri yanıtı davet eder. Bu yüzden Tahran tehdidi inandırıcı ama örtük tutar. Seçici izinlerle primi canlı tutar, PGSA ile gelir sağlar, Çin gibi alıcıları kayırır, rakipleri cezalandırır.

Burada kritik bir denge var: İran statüyü değiştirmeyi ister, ama müzakereden iyi bir koz koparırsa bu konuda gevşeyebilir. Mesela yaptırımların kalkması, dondurulan varlıkların çözülmesi veya elverişli bir nükleer formül. Böyle bir kazanç gelirse, İran statü ısrarını yumuşatabilir. Ne var ki bu bile İran’ın zaferi olarak okunur, çünkü boğazı bir pazarlık kozuna çevirmiş olur. Yani geçit, tek seferlik bir silah değildir; kalıcı bir pazarlık aracıdır. Tek büyük risk hesap hatasıdır: İran fazla ileri giderse, kaçındığı o askeri yanıtla karşılaşır.

EN KÖTÜ SENARYO NE?
Analistlerin en büyük korkusu ise Hürmüz Boğazı’nın uzun süreli kapanması senaryosu. Wood Mackenzie Ekonomi Başkanı Peter Martin’e göre boğazın yıl sonuna kadar kapalı kalması halinde petrolün varil fiyatı 200 dolara yaklaşabilir. Böyle bir senaryo yalnızca enerji maliyetlerini artırmakla kalmayacak, aynı zamanda küresel ekonomik büyümeyi ciddi biçimde tehdit edecek yeni bir krizin kapısını aralayabilecek. Enerji maliyetlerindeki yükseliş; ulaşım, üretim, lojistik ve sanayi sektörlerine doğrudan yansıyacak. Bu durum enflasyon baskılarını artırırken merkez bankalarının faiz politikalarını da yeniden şekillendirebilir.

Kaynağa Git

İlgili Haberler