Rekabet Hukuku Danışmanı RECEP GÜNDÜZ
Hafta başında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebiyle, İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliği’nin kararıyla beyaz et sektöründeki 13 şirket hakkında soruşturma başlatıldı ve bu şirketlere denetim kayyımı atandı. Gözaltına alınanlar sonradan adli kontrolle serbest bırakıldı; karar hem ülke gündeminde hem de ekonomik çevrelerde geniş yankı uyandırdı.
Bu adımın iktisadi anlamı küçümsenecek gibi değil. Denetim kayyımı, mevcut yönetimin icra yetkisini tümüyle elinden almıyor ancak yönetim organlarının önemli karar ve işlemlerini kayyımın — burada Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun— onayına bağlıyor. Yani bu şirketlerin ticari kararları artık bir ön denetimden geçecek. Şirketlere ve yöneticilerine yöneltilen isnatlar üç maddede toplanıyor: Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (TCK 220), fiyatları etkileme (TCK 237) ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (TCK 282).
Yargılama sürdüğü için dosyanın içeriğine hâkim değiliz; özellikle 220 ve 282 kapsamındaki iddialar ancak süreç sonunda netleşecek, bunları hukuka bırakalım. Ancak TCK 237 —fiyatları etkileme— suçunun şirketlere yöneltilmesi, bu süreci ekonomiyi de yakından ilgilendiren bir mesele hâline getiriyor. Suçun unsurlarını mahkemeye bırakıp biz işin iktisadi ayağına bakalım.
Mahkeme kararında Rekabet Kurulu’nun soruşturma bulguları önemli bir dayanak oluşturuyor; nitekim Adalet Bakanı’nın açıklamasında teşekkür edilen kurumlar arasında Rekabet Kurumu da var. Dolayısıyla bugünkü tartışmayı anlamak için Kurul’un sektördeki incelemelerine bakmakta fayda var. Konu kamuoyu için yeni olsa da Kurul için değil: 2009’dan bu yana her biri çarpıcı bulgular ve yaptırımlar içeren üç büyük soruşturma yürütmüş durumda.
2009: İlk “şahsi ceza”
2009 tarihli ilk dosyada Kurul, dokuz teşebbüsün 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal ederek kartel oluşturduğuna hükmetti ve ciroları üzerinden idari para cezası verdi. Dosyanın ayırt edici yanı şu: Kurul, ihlaldeki belirleyici etkisi nedeniyle, hem bir teşebbüsün yönetim kurulu başkanı hem de sektör meslek birliğinin başkanı olan kişiye ayrıca şahsi bir idari para cezası uyguladı. Cezalar uygulamada neredeyse her zaman tüzel kişiye yöneldiğinden, bu, otoritenin bu alandaki ilk ve nadir örneklerinden biriydi.
2019: Birlikte fiyat, paylaşılan bilgi
2019 tarihli ikinci dosyada Kurul, dokuz teşebbüsün fiyat düzeyini birlikte belirlemek ve bir bölgede arzı kontrole dönük bilgi paylaşmak suretiyle Kanun’u ihlal ettiğine; meslek birliğinin de bu davranışları kolaylaştırdığına karar verdi. Teşebbüslere ciroları üzerinden ceza verilirken, yeterli delile ulaşılamayan şirketler için ceza yoluna gidilmedi.
2025: Artık ceza yetmiyor, “tedbir” geliyor
2025 tarihli en yeni dosyada Kurul, sekiz teşebbüsün rekabete hassas bilgi paylaşarak Kanun’u ihlal ettiğine hükmetti; cezalar bu kez milyarlarca lirayı buldu. Asıl yenilik cezanın ötesinde: Kurul, ileriye dönük fiyat koordinasyonunu azaltmaya yönelik davranışsal tedbirler de aldı. Buna göre üreticiler güncelledikleri fiyat listelerini ancak alıcılarına —yeniden satıcılar dâhil— duyurdukları anda uygulamaya koyacak, “ileri tarihli fiyat listesi” uygulamasına son verecek. Bu, cezalandırmadan piyasa yapısını dönüştürmeye uzanan kayda değer bir eşik.
Kararlar kadar süreç de önemli
Konu fiyat tespiti olduğunda piyasanın işleyişini en iyi bilen kurumların başında Rekabet Kurulu geliyor ve son yıllarda bu yetkinliğini yoğun biçimde kullanıyor. Yalnızca rakipler arası fiyat tespitini değil, işgücü ücretlerinin birlikte belirlenmesini de kartel sayıyor; sağlayıcıların bayilerin yeniden satış fiyatını belirlemesini ise neredeyse kartel kadar ağır sonuç doğuran açık bir ihlal olarak görüyor.
Bu kararların arkasında kapsamlı bir inceleme var: Kurul, gerekli gördüğünde ani baskınlarla şirket çalışanlarının e-postadan WhatsApp yazışmalarına kadar iletişimine bakıp bunları delil olarak kullanabiliyor, teşebbüslerden yazılı ve sözlü savunma alıyor. Bu derinlikli süreçler incelemeleri eskiden uzatabiliyordu ancak 2020’deki kanun değişikliğiyle gelen uzlaşma imkânı dosyaların daha hızlı kapanmasını sağladı. Nitekim 2024’ün ilk yarısında sonuçlanan 23 soruşturmanın 19’unda taraflar uzlaşma ve taahhüt yoluna başvurdu.
Bütün bunları neden anlatıyoruz? Karteller güncel konu ile kamuoyu gündemine gelse de devletin gündeminde epeydir var. Ne var ki Türkiye’de rekabet ihlalleri Kabahatler Kanunu kapsamında; yani yaptırım idari para cezasıyla sınırlı, ceza kanunundaki müeyyideler söz konusu değil. Kurul son dönemde kartellerde ceza oranlarını yükseltip iş modeline etki eden tedbirler alarak ekonomik zararı azaltmaya çalışıyor.
Peki neden mahkeme müdahalesine gerek duyuldu?
Belirttiğimiz gibi ülkemizde rekabet ihlali ceza hukuku konusu değil; dünyada bunu farklı kurgulayan ülkeler ise var. Örneğin ABD’de fiyat tespiti, ihaleye fesat ve pazar paylaşımı Adalet Bakanlığı eliyle kovuşturulan suçlar olup gerçek kişiler hapis cezasıyla karşılaşabiliyor. Temelinde, kartelin tüketiciyi rekabetin faydasından mahrum bırakan, piyasa düzenine karşı işlenmiş bir suç — bir tür “piyasaya karşı dolandırıcılık”— olarak görülmesi yatıyor.
Beyaz ette müdahalenin neden bugün geldiği sorusunun yanıtı da kısmen burada olabilir. Enflasyonun yüksek seyretmesi, önlemlerin etkisini hemen göstermemesi, piyasa katılıkları ve özellikle dar ve orta gelir grubu için kritik olan gıda fiyatlarındaki artış; kartel gibi en bariz aksaklıklara Kabahatler Kanunu’nun ötesinde müeyyidelerle yaklaşma ihtiyacını gündeme getirmiş, bunun fiyat katılıklarını gidermede daha etkili olacağı düşünülmüş olabilir. Bu elbette dosyaya tam hâkim olmadığımız bir okuma ancak kamuoyundaki tartışmalar da toplumun ve ekonomik aktörlerin davadan benzer bir anlam çıkardığını gösteriyor.
Türkiye’de kartellerle en etkin mücadele nasıl olmalı?
Konuyu, detayına hâkim olmadığımız bir yargı sürecinin kısıtlarından çıkarıp genelleştirelim: Türkiye’de kartelle mücadelede etkin yöntem ne olmalı?
Bu soruyu yanıtlarken birkaç noktayı birlikte düşünmek gerekiyor. İlki bir usul sorusu: Bugüne kadar idari bir çerçevede, rekabet otoritesi eliyle incelenen bir konunun doğrudan ceza yargısının konusu hâline gelmesi piyasada nasıl bir etki yaratır? Amaç caydırıcılığı artırmaksa, bunun aynı zamanda bir belirsizlik de getirip getirmeyeceğini, şirketlerin yatırım ve fiyatlama kararlarına nasıl yansıyacağını sormak yerinde olur. Üstelik kartel, çoğu zaman sanıldığı gibi yalnızca “fiyat konuşmaktan” ibaret değildir; arzın kısılması, bölge ve müşteri paylaşımı gibi tespiti hiç de kolay olmayan teknik unsurlar içerir. Bir eylemin gerçekten kartel olup olmadığını ayırt etmek çoğu kez ciddi bir iktisadi analiz gerektirir.
Bu da ikinci soruyu getiriyor: Bu analizi en sağlıklı kim yapar? Türkiye’de bu alandaki en geniş deneyim, yıllardır kartel dosyalarıyla uğraşan Rekabet Kurumu ile onun kararlarını denetleyen idari yargıda birikmiş durumda. Bu birikimin yeni bir mecrada nasıl korunacağı, yanlış teşhis riskini en aza indirmek bakımından önemli. Burada mesele “mahkeme bu işe girmemeli” demek değil; daha çok, hangi kurumun hangi aşamada devreye gireceğinin iyi tasarlanması gereğine işaret etmek.
Üçüncü bir soru yaptırımların yeterliliğiyle ilgili. Kartel gibi alanlarda idari para cezalarının —son dönemde belirgin biçimde artmış olsa da— hâlâ yeterince caydırıcı olmadığı düşünülüyorsa, akla gelen yollardan biri rekabet kanununda yapılacak bir değişiklikle yaptırımları güçlendirmek ve kapsamı idari para cezasının ötesine, teşebbüs davranışını fiilen değiştiren tedbirlere taşımak olabilir.
Son olarak, daha uzun vadeli bir ihtimali konuşmak mümkün: Karteller, dünyadaki kimi örneklerde olduğu gibi Türkiye’de de zamanla ceza hukukunun konusu hâline gelebilir. Ama bunun altyapısının dikkatle hazırlanması, hatta hibrit bir modelin düşünülmesi gerekebilir. Nitekim bugün bile, ihale kartellerinde bir taraf kamu ise Rekabet Kurulu durumu savcılığa taşıyabiliyor. Benzer bir köprü karteller için de kurulabilir; Kurul’un incelemesinden geçmiş, niteliği belirginleşmiş kimi dosyalar gerektiğinde adli yargıya aktarılabilir. Yani idari ve cezai yolu birbirinin alternatifi gibi değil, birbirini tamamlayan halkalar olarak kurgulamak da bir seçenek.
Beyaz et dosyası, Türkiye’nin kartelle mücadele anlayışında bir dönüm noktası olabilir. Asıl mesele, yıllar içinde biriken kurumsal uzmanlığı devre dışı bırakmak değil; onun üzerine inşa edecek, hukuki güvenlik ile iktisadi isabeti birlikte gözeten bir yöntem kurabilmek.