27 Haziran’da Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’ndaki konseri, eşim Demet Arslan’la birlikte izledik. Tek kelimeyle müthişti. Koskoca bir koro ve orkestra sahneye çıktı. Her biri Rus Ordusu’nun kara, hava ve deniz subaylarıydı…
Konser İstiklal Marşı’mızla başladı. Kızıl Ordu Korosu çaldı, 5 bin seyirci ayakta okudu. Sonra Rus Milli Marşı okundu, Türk izleyiciler tek kelime bilmemelerine rağmen saygıdan yerine oturmadı. Ardından Mehter Marşı geldi… Tüylerimiz diken dikendi…
Konserin ilerleyen bölümlerinde Kızıl Ordu Korosu’nun repertuarındaki şarkıları dinledik. Katyuşa, Kalinka, Polushka Polye ve daha pek çok eser. Konserin en etkileyici yanlarından biri de Rus danslarıydı… Kılıç gösterisi, bireysel performanslar, halay benzeri bizim de kültürümüze benzeyen dans türleri gecenin coşkusunu daha da artırdı.
Koro’nun okuduğu eserler arasında Çanakkale Türküsü, Onuncu Yıl Marşı, Ah Bir Ataş Ver ve İzmir Marşı da vardı… Konserin ikinci perdesinde Hayko Cepkin de Kızıl Ordu Korosu’na eşlik etti.
TÜRK-RUS DOSTLUĞUNUN ANTİEMPERYALİST KARAKTERİ
Kızıl Ordu Korosu, Türkiye’ye neredeyse her yıl geliyor. Uzun yıllardır bu marşlar, türküler ve şarkılar karşılıklı söyleniyor.
Konser bittiğinde şunu düşündüm: Okunan eserler sıradan ezgiler değildi. Bu konserler yalnızca seyirciyi coşturmak için yapılmamıştı.
Çarlık Rusya, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı’nın düşmandıydı. Çanakkale cephesinde İngiliz ve Fransızlarla savaşsak da muharebe sırasında Rus donanması Karadeniz’den İstanbul kıyılarını bombaladı. Ayrıca 1917’ye kadar Kafkas cephesinde Ruslarla çetin savaşlar yaptık. Sovyet Devrimiyle birlikte Rusya artık dostumuz oldu. Şimdi Çanakkale Türküsü’nü hep birlikte okuyoruz.
Kurtuluş Savaşımıza destek veren neredeyse tek devlet Sovyetlerdi. Sovyet Devrimi’nin önderlerinden Savunma Bakanı (Savunma Halk Komiseri) Kliment Voroşilov, Cumhuriyet’in 10. yılında Ankara’da yapılan kutlamalara katıldı, 10 günden fazla Türkiye’de kaldı. Dünyada bir Sovyet korkusu yayılırken, devrimler yapan Türkiye’nin en büyük dostu Sovyetlerdi. Dahası, 1928’de açılan Taksim Cumhuriyet Anıtı’na Sovyetler’in iki önemli isminin heykeli de eklendi. Milli Mücadele döneminde Ankara Büyükelçiliği yapan Aralov ve Frunze…
Tüm bunların hepsinin anlam kazandığı nokta şu: Türk-Rus dostluğu, dış politikada uygulanan denge ilişkisiyle açıklanamaz. Türk Milleti, Atatürk önderliğinde emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi verirken yanımızda yalnızca Sovyetler vardı. Yeni kurulan Sovyetler de, Lozan görüşmelerine Türkiye’nin davetiyle katılarak ilk kez uluslararası bir ortamda temsil edildi. Sonraki yıllarda da dünyada liberal ekonomiler kriz yaşarken Türkiye ve Sovyetler birlikte üreterek büyüyen ekonomiler oldu. İki ülke de devrimlerini aynı süreçte yaptı, o devrimleri güçlendirmek için el ele verdi. Bu dostluk, antiemperyalist devrimci bir bilinç temelinde yükseldi.
ANKARA ZİRVESİ’NİN HEDEFİ
İkinci Dünya Savaşı’na geldiğimizde ise dostluğun arasına kara kediler girdi. Önce “Stalin Türkiye’den toprak istiyor” yalanı servis edildi. Ardından dönemin hükümetleri, ABD’nin Sovyetlere karşı kurduğu NATO’ya Türkiye’yi dahil etti.
Bugün geldiğimiz nokta itibariyle NATO, aynı stratejiyle kendini var etmeye çalışıyor. NATO’nun stratejik belgelerinde baş düşman Rusya olarak belirleniyor. Hükümete yakın basın organları, 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi’nde de Rusya’nın baş düşman olduğu vurgusunun teyit edileceğini yazıyor. Yani Türkiye, NATO istediği için Rusya’yı düşman olarak teyit edecek.
Oysa Rus Kızıl Ordu Korosu, Türkiye’ye gelerek bağımsızlığımızın sembollerinden İstiklal Marşımızı, 10. Yıl Marşımızı, İzmir Marşı’nı, Çanakkale Türküsü’nü okuyor. Üstelik uzun yıllardır bunu yapıyor…
STRATEJİK VE DOĞAL MÜTTEFİKİMİZ
Konseri izlediğim günün sabahında Dünya Medeniyetleri Girişimi Merkezi’nin (DÜNYA-MER) düzenlediği “Dünyada Güvenlik ve NATO” başlıklı konferansı takip etmiştik.
ABD, Rusya, İran, Çin, Almanya, İtalya, Azerbaycan ve Bulgaristan’dan çok sayıda asker, siyasetçi, akademisyen ve uzmanın katıldığı konferansta şu ortak vurgu tüm dünyaya ilan edildi: NATO artık bitiyor. Türkiye, Rusya, Çin ve İran, emperyalist saldırganlığa karşı birlikte hareket etmeli.
Aynı akşam da konseri izleyince bu konudaki düşüncelerim daha da pekişti. Benzer durum neden ABD, İngiltere, Fransa ordularında olmadı bugüne kadar? Göstermelik törenlerde çalınan marşlardan bahsetmiyorum. Bu ülkelerin ordu koroları ülkemize gelip bizim devrimci marşlarımızı okudular mı? Okumadılar, okumazlar da… Çünkü biz Milli Mücadele’yi o emperyalist devletlere karşı verdik. Dolayısıyla Rusya, Türkiye’nin doğal ve stratejik müttefikidir. Çöken NATO’ya boyun eğemeyiz. Gerçek dostlarımızla gerçekten üreterek, bağımsız refah toplumunu inşa edeceğiz.
