Ana içeriğe geç

Koşullar da yetkinlik de hayal kırıklığı: Gazetecilik öğrencilerinin gözünden spor haberciliği

Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileri, Dünya Kupası'ndaki yayın krizlerinin ardından spor haberciliğinin durumunu masaya yatırdı. Sektördeki akreditasyon, çifte standartlar ve ekran yüzlerinin yıllardır değişmemesi tepki çekiyor.

Koşullar da yetkinlik de hayal kırıklığı: Gazetecilik öğrencilerinin gözünden spor haberciliği
Evrensel
16

Kocaeli – Üniversiteliler dünya kupası heyecanı ile eğitim yılını geride bırakmak üzereyken bu büyük turnuvanın ülkedeki yayıncılığını yapan TRT’ye ilişkin tartışmalar, iletişim fakültesi öğrencilerinin de gündeminde.

İran–Yeni Zelanda maçında TRT spikerinin takımların yerini değiştirerek anlatması, Kanada-Katar maçında su molasına girildiği sanılarak oyun devam ederken reklam vermeye başlanması ve Türkiye–Avustralya maçı sonrası Kerem Aktürkoğlu’nun yapay zekâ tarafından üretilen fotoğrafının servis edilmesi özellikle de spor haberciliği yapmak isteyen birçok öğrencinin tepkisini çekti.

Biz de bu tartışmaların izinde spor medyasındaki krizleri, bu krizlerin gazetecilik öğrencileri üzerinde yarattığı etkileri ve spor muhabiri olmak isteyen öğrencilerin sektöre ilişkin düşüncelerini konuştuk.

Spor haberciliğine sporu ve özellikle de futbolu takip etmeyi sevdiği için yönelme kararı alan Kocaeli Üniversitesi Gazetecilik bölümü 2. sınıf öğrencisi Yankı, haberlerin anında yayıldığını ama bu nedenle de haberlerin doğruluğunun kimi zaman kontrol edilmediğini düşündüğünü de aktarıyor.

‘Spor, insanları bir araya getiren bir alan’

Özkan Öztürk, Seyhan Şaşko, Ersin Düzen ve Demet Gedik gibi isimleri takip ettiğini ifade eden Yankı, bu gazetecileri spor alanındaki bilgileri ve haber sunum tarzları nedeniyle izlediğini, siyasi görüşlerindense mesleklerini nasıl yaptıklarıyla ilgilendiğini söylüyor.

Kimi zamanlarda siyasetin spor üzerinde etkili olduğunu da onaylayan Yankı, özellikle büyük kulüplerin ve federasyonların üzerinde veya önemli organizasyonlarda bu etkinin görüldüğünü ancak sporun insanları bir araya getiren bir alan olduğunu düşünüyor. Bu yüzden kutuplaşmanın yoğun olduğu bir alan olarak gördüğü siyasetin aksine sporun mümkün olduğunca saha içindeki gelişmeler ve başarılar üzerinden değerlendirilmesi gerektiğine inanıyor.

Onun sınıf arkadaşı Leyla ise çoğu konuda tam aksini iddia ediyor.

Gazeteciliğe ve spor haberciliğine olan ilgisi küçük yaşlarda spora duyduğu tutku ile başlayan Leyla, gazeteciliği sadece spordan ibaret görmediğini de vurguluyor.

‘Spor medyasını seçmemde daralan özgürlüklerin payı büyük’

Bu mesleği seçmesinde ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasal koşulların çok büyük bir etkisi olduğunu belirten Leyla, Türkiye'de gazetecilerin de mesleklerini yaparken baskılandığını söylüyor: “Fikirlerinizi özgürce savunamama endişesi, meslek pratiklerini doğrudan baltalıyor. Bu baskıcı siyasal ve ekonomik atmosfer, ister istemez insanı daha rahat edebileceği, görece daha konformist bir alana doğru itiyor. Spor medyasını seçmemde bu daralan özgürlük alanlarının payı yadsınamaz.”

Maddi açıdan pek fazla beklentisi olmadığını da dile getiren Leyla, özellikle bir kadın olarak bu sektöre zaten dezavantajlı şekilde adım atacağını vurguluyor: Kadınlara hiçbir zaman prime time kuşaklarında program verilmez; daha çok gündüz kuşağında transfer haberlerini okuyan birer vitrin unsuru olarak konumlandırılırlar. Burada net bir objeleştirme söz konusu. Ben tüm bu eril ve cinsiyetçi kodların farkında olarak sektöre adım atıyorum ve her şeye rağmen mesleğimi fikirlerimle, duruşumla en iyi şekilde icra edeceğime inanıyorum.”

‘Koltuk sevdası spor medyasında da sürüyor’

Bugünün spor haberciliğini inanılmaz derecede “dar ve kısır” bulduğunu da aktaran Leyla, medyanın neredeyse tamamen futbola endeksli olmasını eleştirirken en büyük problemin ise ekranlardaki yüzlerin onlarca yıl boyunca değişmemesi olduğunu söylüyor.

Leyla, ünlü spor yorumcularının isimlerin siyasi ve toplumsal olayları ekrana yansıtmama tercihlerini ise eleştirdiğini belirtiyor: “Bence spor medyasındaki gazeteciler, gazetecilik kimliğini çok fazla parçaya bölüyorlar. Oysa gazetecilik kompartımanlara ayrılabilecek bir meslek değildir. İlgi ve uzmanlık alanınız spor olabilir ama temel gazetecilik reflekslerini kaybetmemeniz gerekir.”

Bunun en somut örneğinin stadyumlarda görülebileceğini söyleyen Leyla, mevcut iktidarın politikalarını beğenmeyen kulüp taraftarlarının stadyumlarda “hükümet istifa” sloganları atarak demokratik haklarını ve fikirlerini özgürce beyan ettiğini, bunun karşılığında ise kolluk güçlerinin tribünlere girerek taraftarları videoya kaydettiğini hatırlatıyor.

Salih ise geçmişte yaptığı bir staj deneyiminden yola çıkarak şunları ekliyor: “Ben geçtiğimiz yıl muhalif bir kurumun spor servisinde staj yaptım. Şimdi ise bu kurum için yarı zamanlı çalışıyorum. Havuz medyasında çalışan arkadaşlarım stadyumlardaki basın tribünlerine stajyerken bile girebiliyordu, ben ise sigortalı çalışıyor olmama rağmen Türkiye Spor Yazarları Derneği’nin koyduğu katı kurallar yüzünden maçları takip bile edemiyorum.”

Kaynağa Git

İlgili Haberler