ABD Başkanı Donald Trump, Kuzey Dakota'da düzenlenen bir siyasi etkinlikte yaptığı konuşmada, NATO müttefiki İspanya'yı sert sözlerle hedef aldı. Savunma harcamaları üzerinden Madrid yönetimini eleştiren Trump, "İspanya NATO üyesi, ama iyi bir NATO üyesi değil." ifadelerini kullanarak İspanya'ya yönelik baskısını bir kez daha kamuoyu önünde dile getirdi.
Trump'ın eleştirilerinin merkezinde, NATO üyelerinin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'nın (GSYİH) yüzde 5'ini savunmaya ayırmasını öngören hedef bulunuyor. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, bu hedefi daha önce "mantıksız" olarak nitelendirmiş ve ülkesinin sosyal devlet politikalarıyla bağdaşmadığını belirterek bu seviyeye çıkmayacaklarını açıklamıştı. Trump, Madrid'in yaklaşımını "yetersiz katkı" olarak tanımlayarak ittifak içindeki yük paylaşımını siyasi baskı unsuruna dönüştürdü.
Konuşmasında güncel savunma tartışmalarının dışına çıkan Trump, tarihsel göndermelerle de dikkat çekti. Eski ABD Başkanı Theodore Roosevelt dönemindeki İspanya-ABD Savaşı'na atıfta bulunan Trump, Küba, Porto Riko, Filipinler ve Guam gibi bölgeleri örnek göstererek Amerikan üstünlüğünü vurgulamaya çalıştı. Tarihi askeri başarıları günümüz diplomatik tartışmalarına taşıması ise, uluslararası ilişkilerde uzlaşı yerine güç söylemini öne çıkaran yaklaşımının yeni bir örneği olarak değerlendirildi.
Trump'ın açıklamaları, "Önce Amerika" politikası doğrultusunda müttefiklerden daha fazla ekonomik ve askeri yük üstlenmelerini talep eden çizgisini sürdürdüğünü gösteriyor. Bu yaklaşım, NATO içinde dayanışma yerine mali yük paylaşımını ön plana çıkardığı ve müttefikler üzerindeki baskıyı artırdığı gerekçesiyle zaman zaman eleştiriliyor. Washington yönetimi aynı zamanda Latin Amerika'yı yeniden stratejik öncelikleri arasına alırken, bölgede Çin'in artan etkisini sınırlandırmayı hedefleyen daha sert bir dış politika izliyor.
Trump, daha önce de İspanya'yı savunma harcamalarını artırmaması halinde gümrük vergileriyle karşı karşıya kalabileceği yönünde uyarmıştı. Son açıklamaları ise, ABD'nin NATO müttefiklerine yönelik giderek daha talepkâr, zaman zaman da tehditkâr bir diplomatik dil benimsediği yönündeki değerlendirmeleri güçlendirdi.