Ana içeriğe geç

Yeşil ulaşım arayışları raylı sistemler yatırımlarına yansıyor

Maliyet tasarrufu arayışları, karbon nötr hedefleri ve kent içi trafiğini sağlıklı şekilde yönetme ihtiyacı raylı sistemleri gündeme getiriyor. Türkiye ise karayolu üzerindeki yükü genişleyen demiryolu ağı ile dengelemeyi hedeflerken, yerli ve milli üretim hedefleri ile hem sürdürülebilir ulaşımı güçlendirmeyi hem de yük ve yolcu taşımacılığında verimlilik artışı hedefliyor.

Yeşil ulaşım arayışları raylı sistemler yatırımlarına yansıyor
Dünya Gazetesi
16

Hüseyin VATANSEVER

Şehir merkezlerinin geniş­lemesi ve bu eğilimin sü­receği beklentisi, sağlıklı ve düzenli şekilde bu büyümeyi yönetmek de toplu taşıma odak­lı planlamayı gerektiriyor. Özel­likle raylı sistemler trafik yoğun­luğunu azaltmak, düşük karbon salımı, maliyet tasarrufu ve ik­lim koşullarından daha az etki­lenmesi gibi sebeplerle öne çıkı­yor. Tabii jeostratejik gelişme­ler deniz yolları ve önemli geçiş noktalarını etkilerken alternatif taşımacılık rotası aramaların­da demiryolları alternatif ola­rak değerlendiriliyor. Ayrıca da­ha düşük karbonlu yük ve yolcu taşımacılığı arayışında raylı sis­temler güçlü bir seçenek oluştu­ruyor.

Güncel demiryolu endüstri­si istatistikleri değerlendirildi­ğinde, küresel demiryolu ağının dünya çapında 1,3 milyon kilo­metrenin üzerinde mesafe kat ettiği görülüyor. Dünyanın en bü­yük demiryolu ağına sahip ko­numda ABD yer alırken; bu ülke­yi Rusya, Çin, Hindistan, Kana­da, Almanya, Fransa ve Japonya takip ediyor. Maliyet etkinliği, hız ve güvenilirlik gibi çeşitli fay­dalar nedeniyle, küresel demir­yolu taşımacılığı endüstrisi bü­yüme kaydederken, demiryolu ya da raylı sistemler araçları en­düstrisine yönelen talep son yıl­larda büyüme arz ediyor. Hem yolcu sayılarının hem de demir­yolu yük taşımacılığının artması, önümüzdeki yıllar içinde talep artışının devam etmesi beklenti­sini destekliyor.

Küresel demiryolu sistemleri sektörünün, 350 milyar doların üzerinde bir büyüklüğe sahip de­vasa bir pazar ve 2030’ların baş­larında 500 milyar doları aşacağı tahmin ediliyor. Bu büyüme bek­lentisinin temelinde ise raylı sis­temlerin sunduğu çevreci ve ve­rimlilik avantajları yatıyor. Ye­şil ulaşım eğilimleri ve karbon nötr hedefleri doğrultusunda raylı sistemlerin elektrifikasyon ve yenilenebilir enerji entegras­yonu ile desteklenerek emisyon azaltımına sağladığı katkılar bu alandaki yatırımları daha uygun bir seçenek haline getiriyor. Ay­rıca yüksek hızlı demiryolu pro­jelerinin etkisiyle bu alanda hem yolcu taşımacılığı hem de yük lo­jistiği alanlarında önemli yatı­rımların ileride de devam edece­ği öngörülüyor.

Yerli ve milli üretim gücü raylı sistemleri merkeze taşıyor

Kıtalararası bağlantı kurma noktasında özel bir konumu bu­lunan Türkiye’nin uzun vadeli ulaştırma stratejisinde raylı sis­temler önemli bir yer tutuyor. 2053 Ulaştırma ve Lojistik Ana Planı kapsamında demiryolu ağının önemli ölçüde genişletil­mesi, yüksek hızlı tren bağlantı­sına sahip il sayısının artırılması ve yük taşımacılığında demiryo­lunun payının yükseltilmesi he­defleniyor. Karayolunun yük ve yolcu taşımacılığındaki yüksek payını dengelemek için de ray­lı sistemlerden yararlanmak he­defleniyor. Türkiye’de ise ülke genelindeki kent içi raylı sistem ağı halihazırda 1.058 kilometre­ye ulaştı. Orta vadede ise mevcut ağın 1.500 kilometreye ulaşma­sı hedefleniyor. Anadolu Raylı Ulaşım Sistemleri Kümelenme­si (ARUS) tarafından hazırla­nan Raylı Sistemler Sektör Ra­poru’nda 2035 yılına kadar 1.500 kilometre şehir içi raylı sistem­lerinde kullanılmak üzere 7 bin adet tramvay, metro ve hafif raylı sistem ulaşım araçlarına ihtiyaç duyulacağı belirtiliyor.

Üretim süreçlerinde yerlilik oranlarının artırılması öncelik

Cumhurbaşkanlığı Strateji Bütçe Başkanlığı tarafından ha­zırlanan ve 2024-2028 dönemini kapsayan 12’nci Kalkınma Pla­nı Raylı Sistem Araçlarında Yer­li Üretim Çalışma Grubu Rapo­ru’nda sistem ihtiyaçları ile ilgili ön görüler yer alıyor. Buna göre Türkiye’deki talebe bakıldığın­da 2035 yılına kadar 81 adet hız­lı tren/yüksek hızlı tren, 77 adet elektrikli tren seti, 992 adet dizel ve elektrikli lokomotif, 27 bin 713 adet yük vagonu, 2 bin 474 adet metro ve hafif metro, 359 adet tramvay ihtiyacı bulunuyor. Ra­porda orta vadede ülkenin ihti­yaç duyacağı raylı sistem araçla­rına ait tahmini gereksinim ma­liyetinin yaklaşık 20 milyar euro olarak hesaplandığı ifadesi yer alıyor.

Yerli ve milli üretim hamlesi ile birlikte söz konusu ihtiyacın karşılanmasında ithalat bağım­lılığını azaltmak da amaçlanıyor. Tasarım ve üretim süreçlerinde yerlilik oranlarının artırılması öncelik taşırken, milli elektrikli tren projeleri ve şehir içi metro/ tramvay araçlarında dışa bağım­lılığın azaltılması temel strateji­yi oluşturuyor. Buna ilave geniş­leyen ağlara paralel olarak sinya­lizasyon, araç bakım/onarım ve hat teknolojileri alanında yetkin teknik personellere olan talebin arttığı görülüyor.

Gerçek gücünü entegrasyon imkanlarından alıyor

Raylı sistemin etkili olabilmesi için kurulan hattın uzunluğu, hızı ya da rotasının yanı sıra ulaşım sistemlerinin entegrasyonunda da kritik önemi bulunuyor. Örneğin metrodan inen bir yolcunun otobüs, bisiklet veya yaya olarak ulaşımına kolaylıkla devam edebilmesi diğer taşımacılık modlarının üzerindeki yükü azaltırken, diğer kurulu sistemlerin verimliliğini artırıyor. Bu noktada akıllı ulaşım sistemleri, dijital biletleme, mobil uygulamalar ve veri paylaşımı gibi dijital çözümler devreye giriyor. Türkiye’de bu alandaki gelişmeler hızlansa da birçok şehirde hâlâ “parçalı ulaşım deneyimi” yaşanıyor. Türkiye’nin mevcut yatırımları raylı sistemlerin potansiyelini gösteriyor. Ancak dijital entegrasyon ve uzun vadeli finansman modelleri birlikte değerlendirilmesi halinde bu atılımın sağlıklı şekilde devamı getirilirken bir ulaşım ve girişim ekosistemi de geliştirilebilir.

Kaynağa Git

İlgili Haberler