Hüseyin VATANSEVER
Şehir merkezlerinin genişlemesi ve bu eğilimin süreceği beklentisi, sağlıklı ve düzenli şekilde bu büyümeyi yönetmek de toplu taşıma odaklı planlamayı gerektiriyor. Özellikle raylı sistemler trafik yoğunluğunu azaltmak, düşük karbon salımı, maliyet tasarrufu ve iklim koşullarından daha az etkilenmesi gibi sebeplerle öne çıkıyor. Tabii jeostratejik gelişmeler deniz yolları ve önemli geçiş noktalarını etkilerken alternatif taşımacılık rotası aramalarında demiryolları alternatif olarak değerlendiriliyor. Ayrıca daha düşük karbonlu yük ve yolcu taşımacılığı arayışında raylı sistemler güçlü bir seçenek oluşturuyor.
Güncel demiryolu endüstrisi istatistikleri değerlendirildiğinde, küresel demiryolu ağının dünya çapında 1,3 milyon kilometrenin üzerinde mesafe kat ettiği görülüyor. Dünyanın en büyük demiryolu ağına sahip konumda ABD yer alırken; bu ülkeyi Rusya, Çin, Hindistan, Kanada, Almanya, Fransa ve Japonya takip ediyor. Maliyet etkinliği, hız ve güvenilirlik gibi çeşitli faydalar nedeniyle, küresel demiryolu taşımacılığı endüstrisi büyüme kaydederken, demiryolu ya da raylı sistemler araçları endüstrisine yönelen talep son yıllarda büyüme arz ediyor. Hem yolcu sayılarının hem de demiryolu yük taşımacılığının artması, önümüzdeki yıllar içinde talep artışının devam etmesi beklentisini destekliyor.
Küresel demiryolu sistemleri sektörünün, 350 milyar doların üzerinde bir büyüklüğe sahip devasa bir pazar ve 2030’ların başlarında 500 milyar doları aşacağı tahmin ediliyor. Bu büyüme beklentisinin temelinde ise raylı sistemlerin sunduğu çevreci ve verimlilik avantajları yatıyor. Yeşil ulaşım eğilimleri ve karbon nötr hedefleri doğrultusunda raylı sistemlerin elektrifikasyon ve yenilenebilir enerji entegrasyonu ile desteklenerek emisyon azaltımına sağladığı katkılar bu alandaki yatırımları daha uygun bir seçenek haline getiriyor. Ayrıca yüksek hızlı demiryolu projelerinin etkisiyle bu alanda hem yolcu taşımacılığı hem de yük lojistiği alanlarında önemli yatırımların ileride de devam edeceği öngörülüyor.
Yerli ve milli üretim gücü raylı sistemleri merkeze taşıyor
Kıtalararası bağlantı kurma noktasında özel bir konumu bulunan Türkiye’nin uzun vadeli ulaştırma stratejisinde raylı sistemler önemli bir yer tutuyor. 2053 Ulaştırma ve Lojistik Ana Planı kapsamında demiryolu ağının önemli ölçüde genişletilmesi, yüksek hızlı tren bağlantısına sahip il sayısının artırılması ve yük taşımacılığında demiryolunun payının yükseltilmesi hedefleniyor. Karayolunun yük ve yolcu taşımacılığındaki yüksek payını dengelemek için de raylı sistemlerden yararlanmak hedefleniyor. Türkiye’de ise ülke genelindeki kent içi raylı sistem ağı halihazırda 1.058 kilometreye ulaştı. Orta vadede ise mevcut ağın 1.500 kilometreye ulaşması hedefleniyor. Anadolu Raylı Ulaşım Sistemleri Kümelenmesi (ARUS) tarafından hazırlanan Raylı Sistemler Sektör Raporu’nda 2035 yılına kadar 1.500 kilometre şehir içi raylı sistemlerinde kullanılmak üzere 7 bin adet tramvay, metro ve hafif raylı sistem ulaşım araçlarına ihtiyaç duyulacağı belirtiliyor.
Üretim süreçlerinde yerlilik oranlarının artırılması öncelik
Cumhurbaşkanlığı Strateji Bütçe Başkanlığı tarafından hazırlanan ve 2024-2028 dönemini kapsayan 12’nci Kalkınma Planı Raylı Sistem Araçlarında Yerli Üretim Çalışma Grubu Raporu’nda sistem ihtiyaçları ile ilgili ön görüler yer alıyor. Buna göre Türkiye’deki talebe bakıldığında 2035 yılına kadar 81 adet hızlı tren/yüksek hızlı tren, 77 adet elektrikli tren seti, 992 adet dizel ve elektrikli lokomotif, 27 bin 713 adet yük vagonu, 2 bin 474 adet metro ve hafif metro, 359 adet tramvay ihtiyacı bulunuyor. Raporda orta vadede ülkenin ihtiyaç duyacağı raylı sistem araçlarına ait tahmini gereksinim maliyetinin yaklaşık 20 milyar euro olarak hesaplandığı ifadesi yer alıyor.
Yerli ve milli üretim hamlesi ile birlikte söz konusu ihtiyacın karşılanmasında ithalat bağımlılığını azaltmak da amaçlanıyor. Tasarım ve üretim süreçlerinde yerlilik oranlarının artırılması öncelik taşırken, milli elektrikli tren projeleri ve şehir içi metro/ tramvay araçlarında dışa bağımlılığın azaltılması temel stratejiyi oluşturuyor. Buna ilave genişleyen ağlara paralel olarak sinyalizasyon, araç bakım/onarım ve hat teknolojileri alanında yetkin teknik personellere olan talebin arttığı görülüyor.
Gerçek gücünü entegrasyon imkanlarından alıyor
Raylı sistemin etkili olabilmesi için kurulan hattın uzunluğu, hızı ya da rotasının yanı sıra ulaşım sistemlerinin entegrasyonunda da kritik önemi bulunuyor. Örneğin metrodan inen bir yolcunun otobüs, bisiklet veya yaya olarak ulaşımına kolaylıkla devam edebilmesi diğer taşımacılık modlarının üzerindeki yükü azaltırken, diğer kurulu sistemlerin verimliliğini artırıyor. Bu noktada akıllı ulaşım sistemleri, dijital biletleme, mobil uygulamalar ve veri paylaşımı gibi dijital çözümler devreye giriyor. Türkiye’de bu alandaki gelişmeler hızlansa da birçok şehirde hâlâ “parçalı ulaşım deneyimi” yaşanıyor. Türkiye’nin mevcut yatırımları raylı sistemlerin potansiyelini gösteriyor. Ancak dijital entegrasyon ve uzun vadeli finansman modelleri birlikte değerlendirilmesi halinde bu atılımın sağlıklı şekilde devamı getirilirken bir ulaşım ve girişim ekosistemi de geliştirilebilir.