Çin, deniz tabanlı stratejik nükleer kapasitesini ABD ile Rusya’nın yıllar önce eriştiği olgunluğa iyice yaklaştırdı. 6 Temmuz’da Pasifik Okyanusu’na doğru denizaltından fırlatılan uzun menzilli balistik füze (SLBM) denemesi, ülkenin nükleer caydırıcılık stratejisinde önemli bir dönüm noktasına işaret ediyor. Testin en dikkat çekici unsuru fırlatmanın denizaltıdan yapılması ve Çin’in nükleer üçlüsünün uzun süredir en zayıf halkası olarak görülen deniz ayağında önemli bir olgunlaşma seviyesine ulaştığını göstermesi.
Çin, uzun menzilli bir balistik füzeyi doğrudan Pasifik Okyanusu’na bugüne kadar yalnızca üç kez fırlattı. İlk deneme Mayıs 1980’te, ikincisi ise Eylül 2024’te kara konuşlu kıtalararası balistik füze (ICBM) ile yapıldı. Bu haftaki test ise ilk kez denizaltı tabanlıydı. Gelişme bu yönüyle Çin’in nükleer kuvvetlerinin deniz unsurunu gerçek operasyon koşullarında sınadığı en önemli gösterilerden biri olarak değerlendiriliyor.
Aslında Çin uzun süredir kara konuşlu kıtalararası balistik füzeler, hava platformları ve denizaltılardan oluşan “nükleer üçlü” yapısına sahip. Ancak uluslararası güvenlik çevrelerinde deniz tabanlı unsur Rusya ve ABD’nin gerisinde görülüyordu.
İKİNCİ VURUŞ KABİLİYETİ
Nükleer caydırıcılığın temel unsurlarından biri “ikinci vuruş kapasitesi” olarak adlandırılıyor. Bu kavram, bir ülkenin nükleer saldırıya uğrasa bile karşı tarafa yıkıcı bir misilleme yapabilecek gücü koruyabilmesi anlamına geliyor.
Nükleer üçlünün unsurları farklı işlevler görüyor. Kara konuşlu füzeler hızlı karşılık verme kapasitesi sağlarken, stratejik bombardıman uçakları esnek kullanım imkânı sunuyor. Aralarında tespiti en zor olan denizaltılar ise ikinci vuruş kabiliyetinin en güvenilir parçası kabul ediliyor.
Uzmanlara göre son deneme, Çin’in bu alandaki kabiliyetini teorik olmaktan çıkarıp operasyonel düzeye ulaştırdığını gösteriyor.
‘BİRİNCİ ADA ZİNCİRİ’ VE ABD ANAKARASI
Savunma analistleri, denemede Çin’in yeni nesil JL-3 denizaltından fırlatılan balistik füzesinin kullanıldığını düşünüyor.
10 bin kilometrenin üzerinde menzile sahip olduğu belirtilen JL-3, önceki nesil JL-2’ye kıyasla önemli bir sıçrama anlamına geliyor. Bu da JL-3 sayesinde balistik füze denizaltılarının, Washington’un silahlandırdığı “Birinci Ada Zincirini” (Japonya, Tayvan ve Filipinler) aşmadan Çin’e daha yakın sulardan ABD ana karasını vurabileceğine işaret ediyor.
Analistler, testin büyük olasılıkla Çin Donanması’nın envanterindeki Type 094 (Jin sınıfı) nükleer balistik füze denizaltısından yapıldığını değerlendiriyor. Eğer denemede gerçekten JL-3 kullanıldıysa, bu durum Çin’in yeni nesil denizaltıları beklemeden mevcut SSBN filosunun caydırıcılık kapasitesini önemli ölçüde artırdığını gösteriyor.
DİKEY DENEMELERDEN OKYANUSA
Çin bugüne kadar uzun menzilli füze denemelerini çoğunlukla kendi hava sahasında yüksek açılı yörüngelerde yapmayı tercih etti. Böylece diğer ülkelerin hava sahasının ihlal edilmesi ve uluslararası sulara füze düşmesi önlenmiş oluyordu.
Ancak bu yöntem, kıtalararası bir uçuşun atmosferden çıkış ve yeniden giriş safhalarını tam olarak test etmeye imkân vermiyordu. Pasifik üzerinde yapılan tam menzilli denemeler ise güdüm sistemlerinin hassasiyeti, uçuş performansı ve füzenin tüm rota boyunca davranışı hakkında çok daha kapsamlı teknik veri sağlıyor.
Denizaltından fırlatılan balistik füzenin Pasifik üzerinde test edilmesi, Çin’in stratejik nükleer kuvvetlerinin en kritik halkasını saha koşullarında doğruladığı yeni bir döneme işaret ediyor. Bu nedenle uzmanlar denemeyi yalnızca teknik değil, aynı zamanda stratejik ve siyasi bir mesaj olarak da okuyor.
Çin Pasifik testiyle ABD ve Rusya’nın onlarca yıldır sahip olduğu olgun deniz tabanlı nükleer caydırıcılık seviyesine iyice yaklaştı. Pekin nükleer üçlüsünün zayıf halkasını hızla güçlendirirken, Tayvan Boğazı’nda çıkabilecek olası bir ABD-Çin savaşında Washington’a karşı yeni ve caydırıcı bir stratejik koz daha elde etti.