Bu satırları muhtemelen TÜİK’in haziran ayı enflasyon verilerini açıkladığı saat 10.00’dan sonra okuyorsunuzdur. Ve yine enflasyon çok muhtemeldir ki geçen yılkine çok yakın düzeyde açıklanmıştır.
2025’in haziranındaki TÜFE artışı yüzde 1,37 olmuştu. Bu yıla ilişkin tahminler de bu dolayda. Hatta akaryakıt fiyatlarındaki gerileme esas alınırsa yüzde 1’in altında bir oran açıklanması bile çok şaşırtıcı olmaz.
EPDK verilerine göre bu yıl ilk kez haziranda hem benzin, hem motorin fiyatları geriledi. Ay ortalaması bazında benzin fiyatları yüzde 2,6, motorin fiyatları ise yüzde 4,3 geriledi. Daha önce mayısta yalnızca motorin fiyatlarında gerileme olmuştu.
İki ürünün TÜFE’deki ağırlıklarından (benzin yüzde 1,24, motorin yüzde 1,39) yola çıkılarak yapılan kaba bir hesap, bu kalemlerin TÜFE artışını toplamda 0,10 puana yakın aşağı çektiğini gösteriyor.
Önemli olan büyük fotoğraf
Haziran ayındaki TÜFE artışı ha yüzde 1’in biraz altında kalmış, ha geçen yılki düzeyde olmuş ya da 1,5 dolayında gelmiş. Aslında bunların çok da önemi yok.
Tabii ki memur ve emekliler için durum farklı. Onlar haziranda gelecek oranı ve buna bağlı olarak ilk altı ayda oluşacak toplam oranı merakla bekliyor. Nasıl beklemesinler ki, maaşlarındaki artış TÜİK’in açıklayacağı enflasyona bağlı. Gerçekte böyle bir bağ yok, olması da gerekmiyor ama uygulama böyle. Hükümet isterse geçmişte dönem dönem olduğu gibi TÜİK’in açıkladığı enflasyonun üstünde artış verebilir. Ne yani TÜİK’in oranı hükümetin elini kolunu bağlamıyor ya!
Ama dedim ya, uygulama böyle ve hükümet “İşte enflasyon kadar artış verdik” diyerek işin içinden sıyrılıyor.
Dezenflasyon nerede kaldı?
Türkiye üç yılı aşkın süredir dezenflasyon programı uyguluyor. Yeni ekonomi yönetiminin üç yıl önce Mayıs 2023 itibarıyla devraldığı yüzde 40’lık enflasyon, bu yıl mayıs sonunda yüzde 33 düzeyindeydi. Yani üç yılda 7 puanlık bir yol alınmıştı. Aradaki üç yılda oluşan toplam fiyat artışını hiç sormayın, yüzde 215’i bulmuştu. Hadi onu da geçtik, peki son bir yıldaki eğilim neye işaret ediyor.
Oranlara bakıyorum, bir daha bakıyorum ve ikinci grafiğin başlığında da vurguladığım şu soruyu sormaktan kendimi alamıyorum:
“Sahi dezenflasyon bu eğilimin neresinde?”
Sonra da yazımın başlığını tekrarlamaya başlıyorum:
“Dezenflasyonun ‘dez’i gitti, enflasyonu kaldı yadigar!”
30,65 ile 33,52 arasına sıkışıldı
Bugün yıllık oranın mayısla aynı düzeyde, yüzde 32,61 olarak açıklanacağı varsayımıyla hareket ediyor ve son bir yıldaki oranlara bakıyorum.
Geçen yılın temmuzundan bu yılın haziranına kadar olan on iki aylık dönemdeki yıllık artış yüzde 30,65 ile yüzde 33,52 arasına sıkışıp kalmış.
Dezenflasyon döneminde yıllık oran sürekli aşağı giderdi değil mi, bu kavramla kastedilen buydu. Son bir yılın başlangıç ve bitişi; geçen yıl temmuzdaki yıllık oran yüzde 33,52, bu yıl hazirandaki yüzde 32,61. Arada 1 puan fark bile yok.
Eğer bu dezenflasyon ise dezenflasyon olmayan bir dönemde ne olurdu acaba!
Savaş bahane olamaz
Dezenflasyon sürecinin sekteye uğraması karşısında savaşın bahane edilmek isteneceği ortada. Ama bunu düşünenlere bir önerim var; oranlara bakın!
Hadi bir kolaylık olsun, bakmalarını önerdiğim o oranları ben vereyim.
Son on iki ayı iki bölümde ele aldım. Savaştan önceki sekiz ay ve savaş dönemindeki dört ay.
Bu dönemler eşit olmadığı için toplam artışların tabii ki önemi yok. O zaman bu dönemlerde gerçekleşen aylık ortalama artışlara bakmak gerekiyor.
Geçen yılın temmuzundan bu yılın şubatına kadar geçen sekiz aydaki aylık ortalama fiyat artışı TÜFE’ye göre yüzde 2,42.
Bu yıl hazirandaki artışın yüzde 1,37 olacağı varsayıma göre savaşta geçen son aydaki aylık ortalama fiyat artışı ise yüzde 2,29. “Dezenflasyon sürecine tam girmiştik ki savaş patlak verdi” gerekçesine sığınmak isteyenlerin bilgisine sunulur.